Önemli Not

Lütfen sitemizi okumaya ve incelemeye başlamadan önce blogun Amacı ve İçeriği ile ilgili hazırladığımız yazımızı okuduğunuzdan emin olunuz.

17 Mayıs 2014 Cumartesi

Ciddiyetsizlik 5

"Kuran, İncil ve Tevrat'ın Sumer'deki Kökeni" adlı kitabın 49. sayfasında yazar kendi tezini kuvvetlendirmek adına bir ayete referans vermiş ve o ayetten çıkardığı sonucu yazmış.

Ancak bahsettiği ayetin, yani Taha suresi 20. ayetin bahsedilen konu ile uzaktan yakından alakası yok. Kitapta aynen şöyle geçiyor:


"Kuran'da cennet bahçelerine ait değişik surelerde çeşitli ayetler var. Yasak ağacın "sonsuzluk ağacı" olduğu yalnız Tâha suresinin 20. ayetinde belirtilmiş..."

Peki hemen Taha suresi 20. ayete bakalım:
"Mûsâ da onu attı. Bir de ne görsün o, hızla akan bir yılan olmuş!"

Ah ciddiyet, ah!

Bu arada neyseki yazarımız ilgili metnin hemen devamında "Cennetten yılan değil şeytan çıkarıyor ve ne Havva'nın adı, ne de kaburgadan yaratıldığı yazılı" diyerek en azından burada bu coğrafyada yaygın olan inanışı değil de, Kuranî gerçeği dillendiriyor. Zira ülkemizde de İsrailiyat'tan geçtiği şekli ile kadının erkeğin kaburgasından yaratıldığı sanılmaktadır ancak bunun Kuranî bir dayanağı bulunmamaktadır. Ve tabi Havva ismi de Kuran'da geçmemektedir, burada yazarın hakkını teslim edelim...

Ve fakat yine metnin biraz ilerisinde "İslam mitolojisinde..." diyerek Meydan Larousse ansiklopedisinin Adem maddesini yazarımız birebir aktarmış. Burada yaratılışa dair sahih olmayan ve Kuran'daki (ki İslam'ın doğruluğu tartışılmaz  yegane kaynağı) ayetlerle örütşmeyen bir hadis rivayetine atıf var. Açıkça görülmektedir ki İsrailiyyat'tan geçme bir yaratılış miti...

Hata 7

"Kuran, İncil ve Tevrat'ın Sumer'deki Kökeni" adlı kitabında Muazzez İlmiye Çığ hanımefendi yine çok bariz bir hata ile karşımızda.

Bu kitapta yer alan şimdiye kadar ki hatalarının hepsinin gösterdiği gibi, şimdi zikredeceğimiz hatası da Kuran hakkında kendisinin ne kadar yüzeysel ve kulaktan dolma bilgilere sahip olduğunu göstermektedir.

Bir kişi eğer müslüman değilse Kuran'ı bilmekle mükellef değildir elbette ancak müslüman olmasa dahi Kuran hakkında bir kitap kaleme alınacaksa; yazarın en azından okurlarına saygı ve bilim namusu gereği iyi araştırma yapıp, yeterli bilgi birikimine sahip olması beklenir.

Fakat 37. sayfada şu talihsiz ibarelere yer verilmiş:
 

"Bu ayete göre [Maide 110] Allah, İsa'ya İncil'i öğretmiş. Halbuki İsa yaşadığı sürede ne bir şey yazmış, ne de yazdırtmış. İncil çok sonra çeşitli kimseler tarafından yazılmış. İncil'lerin yazılma tarihleri ve..."

Peki buradaki sorun ne?

Sorunu anlatmaya geçmeden önce ilk olarak bırakalım Kuran kendi cevabını kendi versin, 6. sure olan En'am suresi 7. ayet:

"Eğer sana yazılı bir metin indirseydik ve ona elleriyle dokunmuş olsalardı dahi, inkarda direnenler ısrarla derlerdi ki: 'Bu apaçık bir sihirden başka şey değildir!'"

Şimdi de gelelim açıklamamıza: Kuran'da ne Kuran'ın kendisi, ne de İncil hakkında günümüzde anladığımız manada kitap olarak bahsedilmez. Yani Kuran'daki herhangi bir ayette Allah eğer İncil dediyse, tüm Kuran araştırmacıları bilirler ki buradan kasıt Hz. İsa'ya indirilen vahyin bizzat kendisidir. Yani ciltli bir kitap değildir! Muazzez Hanım ilk olarak ayette İncil kelimesini görünce onu hemen kendi kulaktan duyma bilgileri gereği "demek burada İncil kitabından bahsediliyor" diyerek yanılmış ve ayrıca Türkçe'de "kitap" kelimesini nasıl anlıyorsa, Arapça'da da sadece o manaya geldiğini sanmış.

Kuran kendisi hakkındaki ayetlerde de hiçbir zaman ciltli bir kitaptan bahsetmez, zaten her ne kadar Kuran, Hz. Muhammed (sav) zamanında bizzat kendisi tarafından katiplerince yazıya geçirtilmeye başlandıysa da, henüz onun yaşamında bir cilt haline getirilmemişti.

Burada işin komik tarafı müslüman olsun, olmasın tüm İslam tarihi araştırmacıları bunu bilirler, ancak Muazzez Hanım kale alınmayacak cinsten komik bir iddia ile kitabına bir başka kusurlu bilgi koymuş. Tabi bu bilginin aslını/doğrusunu bilmeyince de "Halbuki İsa yaşadığı sürede ne birşey yazmış, ne de yazdırtmış" demekten kendisini alamamış.

Hata 6

"Kuran, İncil ve Tevrat'ın Sumer'deki Kökeni" isimli kitapçıkta bir başka bâriz hata ise 35. sayfada yer almaktadır.

Müslüman olsun veya olmasın Kuran ile az çok ilgilenmiş herkes İsa'nın (as) Allah tarafından nasıl isimlendirildiğini ve nitelendirildiğini çok iyi bilir. Kuran'da defeatle Hz. İsa'nın, tüm diğer peygamerlerin olduğu gibi, bir insan olduğu ve Allah'ın oğlu olmasının asla ama asla mümkün olmadığı açık ve net şekilde belirtilmektedir.

Hatta Meryem suresi 90-91. ayetlerde Allah açık olarak belirtmiştir ki:
"Rahman’a çocuk isnat etmelerinden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecekti!"

Ve fakat yukarıda ilk cümlede de belirttiğimiz gibi kitabın 35. sayfasında şu ibrareler yer alıyor, tabi yine bir dikkatsizlik ve özensizlik örneği olarak:


"... Bu ve Kuran'daki bir ayet İsa'nın neden tanrının oğlu olarak kabul edildiğine bir açıklık getiriyor..."

Bu tespit hiçbir şekilde kabul edilebilir ve dahası kanıtlanabilir bir tespit değildir, aksine Kuran'ın onlarca ayeti Allah'ın bir oğul edinmediği üzerinedir.

Bunu da geçelim "Kuranda bir ayet İsa'nın neden tanrının oğlu olarak kabul edildiğine bir açıklık getiriyor" dedikten sonra, neden yazarımız kaynak gösterip hangi ayetin bu duruma işaret ettiğini belirtmemiş? Yani okuyucunun kendisinden, hangi ayeti okuduğunda bu manayı çıkardığına dair bilgilenmeye hakkı var, her ciddi yazarın yapacağı gibi davranıp hangi ayetin iddiasına konu edildiğini belirtmesi gerekirdi.

Hata 5 - Ciddiyetsizlik 4

"Kuran, İncil ve Tevrat'ın Sümer'deki Kökeni" isimli kitapta "artık bu kadar da olmaz" dedirtecek cinsten basit yanlışlar ve hatta yalanlar (iftiralar) bulunmak mümkün.

Yazar "Kuran'da şöyle bir ayet" var diyor ancak öyle bir ayet Kuran'da yok! Bu nasıl bir ciddiyetsizlik, nasıl bir tutarsızlık ve göz göre göre yalan söylemektir anlamak mümkün değil. Mezkur kitapçığın yine 29. sayfasında aynen şu satırlar yer almakta:

"Sumerlilerde, okul tabletlerine göre 6 gün çalışma, 7. gün dinlenme var. Bu Yahudilere Sabbat olarak geçmiş. On emirde 'Sabbatı düşün, onu kutsal gün olarak gör' deniyor. 6 gün çalışıp yedinci günü Tanrıya adanmış bir dinlenme günü oluyor. Yahudilere ve Kuran'a (dipnot 28'e bkz) göre Tanrı 6 günde dünyayı yaratıp yedinci gün dinlenmiş."


Hata 1 - Kuran'a referans verilmiş ve dipnot 28'e bakılması gerektiği söylenmiş ancak kitapta dipnot 28'e dair hiçbirşey bulamadım. Bilmiyorum ilgili basımda bulan varsa ve bana söylerse memnun olurum. Ancak Muazzez hanımın ve/ya yayınevinin böylesi ciddiyetsizlikleri, henüz kitapçığın 29. sayfasında olmamıza rağmen alıştığımız bir durum haline geldi.

Hata 2 - "... Yahudilere ve Kuran'a göre Tanrı 6 günde dünyayı yaratıp yedinci gün dinlenmiş..." deme cüretinde bulunulmuş. Fakat değil Muazzez İlmiye Çığ, bütün dünya bir araya gelse Kuran'da böyle bir ayetin var olduğunu gösteremez, zira böyle bir ayet YOK!

Peki Muazzez hanımın yine açıp bakma zahmetinde bulunmadığı (ki gerçekten araştırsa böyle olmazdı kanımızca) Kuran'ın herhangi bir mealinde yaratma olayı ile ilgili olarak nasıl bir ayet var, buyrun:

Diyanet Meal'i:
"Andolsun, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde (altı evrede) yarattık. Bize bir yorgunluk da dokunmadı."

İsterseniz bir de Muazzez İlmiye Çığ'ın, aynı kitapçığın önsözünde kıvandırma ile andığı atasının da desteklediği,  üstâd Elmalılı Hamdi Yazır'ın da aynı ayeti meal'ini koyalım ki yanlış anlama olmasın:

"Şanım hakkı için biz o Gökleri ve Yeri ve aralarındakileri altı günde khalk ettik, bize bir yorgunluk da dokunmadı."

Şimdi müslüman olsun olmasın, her aklı başında kişinin Muazzez hanıma sorması gerekir "siz hangi cüretle Kuran'da olmayan bir ayeti varmış gibi ve hatta daha kötüsü çarpıtarak kitabınızda paylaşıyorsunuz?"

Çünkü aslında bu ayet dikkatle incelenirse (aslında dikkatle incelemeye de gerek yok, çünkü çok bariz) Allah evrenin 6 evrede yaratıldığı gerçeğini teyit ediyor ancak Tevrat'ta geçtiği gibi kendisine hiç bir yorgunluğu atfedilemeyeceğini açıkça söylüyor. Adeta "evet 6 evrede yarattık ancak bende hiç yorgunluk sözkonusu olmadı" diyor. Dolayısıyla gözardı edilemeyecek kadar büyük bir hata da bu kitapçıkta diğer yüzlercesinin arasına giriyor, mâlesef...

Bu arada bir not düşelim, ayette geçen "yevm" kavramının sadece "gün" değil de, "evre" olarak da anlaşılabileceğine dair Muhammed Esed, Mustafa İslamoğlu gibi Kuran araştırmacılarının meallerini inceleyerek ulaşmanız mümkündür.

Ciddiyetsizlik 3

"Kuran, İncil ve Tevrat'ın Sumer'deki Kökeni" isimli kitabın sayfalarını okudukça hayretler içerisinde kalmamak mümkün değil.

Açıkçası beni en çok hayal kırıklığına uğratan şey, ardı arkası kesilmeyen hatalar değil, kitabın yazılışındaki ciddiyetsizlik ve rastgelelik. Mesela 29. sayfada yer alan şu ibaredeki gayr-ı ciddiliğe bir bakalım:

"Araplarda da olduğunu, hatta Muhammed'in büyükbabasının 'eğer on oğlum olursa birini tanrıya (veya tanrılara) kurban edeceğim' dediğini bir kitapta okumuştum..."


İlk olarak belirteyim, "Araplarda da olduğunu..." diye başlayan bir cümle de ne ola? Yazar anlaşılan bir önceki cümleyle bağ kurmamızı istiyor ama Türkçe'de böyle bir kullanımın olmadığını bilmesi gerekir. Sözgelimi "Aynı geleneğin Araplarda da olduğunu..." diye başlaması gerekiyordu. Yani Türkiye Cumhuriyeti'nin yetiştirmiş olduğu aydın bir kimliğe yakışmayacak türden bir Türkçe kullanımı hatası...

Sadece bu kadarla kalsak iyi, bu kısacık cümlede, kitabın ciddiyetini sarsmaya yetecek düzeyde, ayrıca eserin tamamında da çokça başvurulan bir başka ciddiyetsizlik örneği de bulunmakta. Bu ciddyetsizlik ne mi, buyrun:

"...eğer on oğlum olursa birini tanrıya (veya tanrılara) kurban edeceğim' dediğini bir kitapta okumuştum..."

Şimdi yazarımız bir iddiada bulunuyor (ki aslında bu iddia doğru; siyer, hadis ve en basitinde bir 'Peygamberimizin Hayatı' tarzı bir kitap açılsa ve incelense orada bu olay geçtiği görülecektir) ancak bırakın akademik bir eseri, ciddi bir yazarın dahi yapmayacağı tarzda büyük bir hataya imza atılıp, kaynak bildiriminde bulunulmamış. Sadece "... bir kitapta okumuştum" demekle yetinilmiş.

Normalde kendisinden sadece kitap adını vermesi bile yeterli bulunmayacakken (zira sadece eser ismi vererek kaynak paylaşılmış olmaz, kaynakların dip not olarak paylaşımında genel-geçer paylaşım kuralları vardır), mâlesef isim dahi verme gereği hissetmemiş.

Her ne kadar bu blogun ilk ve son yazısında hangi kitap, yazar ve baskıdan sözettiğimizi ayrıntısı ile yazmış olsam da, yazar ile aynı duruma düşmemek adına burada ben de kaynak paylaşımı yapayım:

Muazzez İlmiye Çığ, Kuran, İncil ve Tevrat'ın Sumer'deki Kökeni  (İstanbul: Kaynak Yayınları, 2013), 29.

16 Mayıs 2014 Cuma

Hata 4

Yine yazarımız Hata 3'te olduğu gibi kendi kitabının kapsamını şaşırmış görünüyor. Kuran'ın Sümerler'deki kökenini araştırırken, bu sefer hadis'i de geçtik, toplumsal bir geleneği kanıt olarak baz alıyor ve bu durumu Sümerler'le ilişkilendiriyor.

Tamam belki günümüzdeki bu coğrafyada yaşayan insanların bir geleneği Sümerler'e dayanıyor olabilir de, bunun "Kuran'ın Sümerler'deki Kökeni" başlıklı kitapta ne işi var? Bağ kurulacaksa Kuran ayetleri ile Sümerler arasında kurulması gerekliydi değil mi?

Neyse metni verelim:

"...Sumer'de yeraltındaki ölülerin ruhları için yiyecek ve kurbanlar sunulmazsa, onlar yeryüzüne çıkarak insanlara rahatsızlık veriyorlar. Ölenlerin arkasından çok fazla ağlayıp sızlanmak onları sıkıyor. İslamiyette de ölüler için yapılan dualar, kurbanlar bu inanışın bir devamı. Bizde de 'çok ağlayıp ölünün ruhunu rahatsız etmeyin' sözü vardır..."

Neresinden tutsak olmuyor. "İslamiyette de ölüler için yapılan dualar, kurbanlar bu inanışın devamı." demiş ancak neye göre, kime göre, neye dayanarak, kime dayanarak hiç açıklamamış. Önceden de belirttiğimiz gibi hiçbir bilimsel veri vb sunmuyor, sırf kendisi öyle dedi diye veya daha kötüsü sırf bir medeniyet daha önce yaşadı diye benzer tüm alışkanlıkların kökeni haline geliyor.

Ayrıca burada yine Kuran'a bir atıfta bulunulmamaktadır, yukarıda belirttiğim saçmalığı es geçsek bile, Kuran'ın hangi ayeti ile bağ kurdu vb belirtilmemiş. Mesela Kuran'da ölüler için kurban kesmeye dair bir ayet var mıdır veya bu geleneğin/söylemin Kuran'daki dayanağını yazar neden araştırmamış ve/veya vermemiştir merak ediyorum doğrusu?

Ciddiyetsizlik 2

25. sayfadan hemen sonraki 26. sayfada da yine hiç ciddiye alınır bir tarafı olmayan, zoraki benzetme durumu sözkonusu. İlk olarak metni verelim:

"...Sumer tanrılarının esas adlarından başka, niteliklerine göre diğer adları da vardı. Baballiler bu adlardan 50 tanesini yeni yarattıkları Tanrı Marduk'a vererek tek Tanrı düşüncesine doğru bir adım atmışlardı.
İslam dininde Allah'a verilen 99 ad, aynı geleneğin bir devamı gibi görünüyor..."

Yine basit bir tahmin ve benzetme var ortada. Yani bu isimlerin söylenişlerini, kökenlerini, benzerliklerini vb baz alarak ve inceleyerek bir illiyet kurulsa yine değerlendirmeye değer denilebilir. Ancak "onların tanrılarının bir sürü adı var, İslam'da da öyle o zaman sonradan ortaya çıkan öncekine dayanmaktadır" gibi bir çıkarım tamamen ciddiyetsizdir.

İnsanların tanrı(lar)a birden çok isim vermesi çok normalken, bunlardan kronolojik olarak önceden ortaya çıkmış olanın, sırf bu kronoloji gerekçesi ile kendisinden sonra çıkanların kaynağı olarak kabul etmek hiç de sağlam bir illiyet olarak görünmemektedir.

Hata 3

"Kuran, İncil ve Tevrat'ın Sumer'deki Kökeni" adlı kitabın 25. sayfasında bir başka eksik araştırma ve yanlış/zorlama illiyet çabası daha bulunmakta:

"...Sumer'de sosyal adaleti koruyan tanrıça, senede bir kere insanları iyi veya fena hareketlerinden dolayı yargılar, kötüleri cezalandırır. Bu inanış İslam'a, Şaban ayının 15'inde Berat Kandili olarak girmiştir."

Buradaki ilk tutarsızlık kitabın adı ve içeriği arasında bulunmakta. Malum "Kuran'ın Sumer'deki Kökeni"ni inceleme iddiasında olan kitap, bir anda 25. sayfada ayetler ve sureler yerine, hadislerden faydalanmaya başlıyor. Zira Berat Kandili'ne dair Kuran'da tek bir ayet dahi bulmak mümkün değildir, böyle bir gecenin ismi dahi Kuran'da geçmemektedir. Ancak yazarımız da bu kandili aramasına rağmen bulamamış olmalı ki, illiyet bağı bulma zorlamasına başvuruyor ve kitabının konusu olmamasına rağmen hadislerden faydalanıp buraya Berat Kandili'ni alıyor.

Zaten özellikle sahih olmayan hadisler konu edilecek olursa; gerek İsrailiyat'tan, gerekse semavi dinlerden dahi olmayıp paganist kültürlerden gelen (ağaca çaput bağlama, abartılı ve İslam'a ters olan türden kabir ziyaretleri vb) bir sürü gelenek, görenek ve inanışın müslüman coğrofyalarında uygulanageldiğini göstermek mümkündür. Ancak burada önemli olan kitap, isminde iddia ettiği şekilde,  İslam'ın tek tartışılmaz kaynağı olan Kuran ile bir bağlantı kurabilmekte midir veya bu tarz uygulamarın Kuran'dan mı kaynaklanmaktadır sorularına yanıt vermesidir. Mâlesef kitabın diğer birçok yeri gibi bu kısmı da bu soruya cevap vermekten çok uzak!

Dolayısıyla kitabın ciddiyeti ve bağlamı gereği bu iddianın burada yer almaması gerekirdi, çünkü Sümer - Kuran-ı Kerim bağlamında bir konu değil bu.

Ayrıca tutarsızlığı yok saysak veya doğru kabul etsek bile, Sümerler'de bulunan Tanrıça'nın yılda bir defa insanları yargılaması ve cezalandırması ile müslümanlar arasında yer alan Berat Kandili inanışı çok farklı. Zira Berat Kandili'nden müslümanlar kendilerinin yargılandığı veya cezalandırıldıklarına inanmazlar.

Müslümanlar Berat Kandili'nde o yıl içerisinde meydana gelecek bütün olayların o gece kayıt altında tutulduğu Levh-i Mahfuz'dan, 1 yıl süreyle yani bir sonraki Berat gecesine kadar uygulanmak üzere gökyüzüne indirildiğine inanırlar.

Eğer en basit benzerlikleri bile Sümer'e dayandırma çabası içerisinde isek evet buradan belki ekmek çıkabilir ama o zaman zaten dünyadaki tüm gelenek, görenek, uygulama ve kanunu bir şekilde Sümerler'e bağlamak mümkün olacaktır ve bu da çok gayr-ı ciddi olacağı için dikkate alınmayacaktır. Zira bilimsel illiyet böylesine basit söylem ve gerekçelerle gerçekleştirilemez.

Ciddiyetsizlik 1

"Kuran, İncil ve Tevrat'ın Sumer'deki Kökeni" isimli kitapta sadece hatalar değil, bazen de zorlama veya yine akademik ciddiyetten uzak illiyet kurma çabaları bulunmakta.

Mesela kitabın 22. sayfasında yer alan Sümer kanunlarındaki bir cezanın, Kuranî bir kıssa ile ilişkilendirilmeye çalışılmasını aynen aktarıyorum:

"... Buna karşın daha sonra Samiler tarafından yapılan kanunların, Sumer kanunlarına dayandığı kuşku götürmez. Buna açık bir örnek olarak, İbrahim Peygamberin karısı ile cariyesi arasındaki olayı gösterebiliriz. Sümer kanununa göre kısır bir kadının kocasına verdiği cariyesi çocuk doğurunca, hanımına karşı büyüklük taslayamaz, öyle yapmaya kalkarsa cezalandırılır. Tevrat ve Kuran'da da yazıldığına göre İbrahim peygamberin kısır olan karısı Sara, cariyesi Hacer'i çocuk yapmak üzere kocasına veriyor. Cariye çocuk doğurup kendisini üstün görmeye başlayınca oğlu İsmail ile çöle götürülüp atılıyor kocası tarafından."

Şimdi buradaki itirazımız "açık bir örnek olarak" diye belirtilmesinedir. Buradan çıksa çıksa "köleliğin bir kurum olarak yer aldığı eski uygarlıklarda hür bir kadının kocasına hediye ettiği kölenin çocuk doğurması nedeniyle, köle kadın hür sahibesine büyüklenmesi ceza sebebidir" gibi bir ortak kabulün yer aldığı çıkar, ki bu da çok normaldir. Ancak "Sümerler'de böyle bir kanun olduğu için, sonradan türeyen dinlerin peygamberleri de bu kanunu almış ve hikayeleştirmişler" gibi bir iddiada bulunabilmek için bundan çok daha fazla kanıt ve dayanağa ihtiyaç bulunmaktadır.

İnsanlığın ortak aklının ürettiği herşey, illaki tek bir kaynaktan beslenmek zorunda değil, zaten bilim dünyasındaki antropolojik bulguları da bunu gösteriyor. Yoksa illiyet kurma bu kadar basit olsa idi, coğrafi açıdan birbiri ile hiç alakası olmayan ve aynı tarihlerde yaşamış veya Sümerler'den çok farklı bir coğrafyada hüküm sürmüş medeniyetlerin ortak kanun, davranış ve geleneklerini nasıl açıklamak gerekir? 

Hata 2

 Yine araştırmadan ve akademisyenlikten tamamen uzak bir başka Kuran okuması/meallendirmesi hatası ile daha karşı karşıyayız. İlk olarak kitabın ilgili bölümünü aynen aktaralım, sayfa 21:



"... Sümer kralları, Tanrıların yeryüzündeki vekili sayılıyordu. Bu inanç Hristiyanlıkta papaya, Müslümanlıkta halifeye geçerek sürmüştür.
Bakara Suresi: Rabbin meleklere 'ben yeryüzünde bir halife yaratacağım' dedi..."

Muazzez Hanım anlaşılan alıntı yaptığı Bakara Suresinin ilgili ayetinde geçen "halife" ile, İslam devletlerinde yer alan "halifelik kurumu"nu tamamen birbirine karıştırmış durumda. Sanırım Kuran'da basit bir halife kelimesi taraması yapmış ve karşısına ilk çıkan ayeti de, açıklamalarını ve tefsirini okumadan hemen kitabına almış.

Halbuki biraz Kuran çalışması yapmış, tefsirleri karıştırmış birisi olsa, yani ciddi bir çalışma sergilemiş olsa idi, Bakara suresinin 30. ayettinde geçen "halife" kavramının, ne İslam devletlerinde var olan "halifelik kurumu" ile; ne de burada belirtilen vekilliğin, kitabında ilgili satırların kapsamında belirttiği "sadece tek bir hükümdarın, yöneticinin Tanrı'nın yeryüzündeki vekili olması" ile yakından uzaktan alakası olmadığını görecekti.

Çünkü burada Adem (as)'ın şahsında, onun soyundan gelecek tüm bir insalığa sorumluluk yüklendiğini aşağıda bir kısmını paylaştığım Diyanet'in ve aslında tüm tefsir ve meal'lerin manasında bulmak mümkündür:

"...Bir ümmeti yeryüzünde halife kılmak, onlara “hilâfet yetkisi vermek” mânasındaki “istihlâf” vaadinin iman ve amel-i sâlih (Allah rızâsına uygun hareket, amel, davranış) şartına bağlanmış bulunması da bu yorumu desteklemektedir (Nûr 24/55). Ancak insanoğlunun bu mânadaki halifeliği, kendi mahiyeti ve sıfatlarına uygun olarak kısıtlı ve sınırlıdır. İnsan dahil hiçbir varlığın Allah Teâlâ’yı temsil etmesi, O’nun yerini alarak tasarrufta bulunması mümkün değildir. Âdem’in ve neslinin halifeliği, Allah’ın mülkü bulunan yeryüzünde O’nun iradesine uygun yaşamak ve tâlimatı doğrultusunda tasarrufta bulunmaktan ibarettir. İnsanların Allah’a kul olsunlar diye yaratıldıklarını ifade eden âyetle (Zâriyât 51/56) halifeler olarak yaratıldıklarını ifade eden âyetler aynı gerçeği anlatmaktadır: İnsanoğlu Allah’a kul olsun diye yaratılmış, yeryüzündeki çeşitli nimetler de bu maksadı gerçekleştirsin diye ona tahsis edilmiştir. İnsanoğlu kendisine verilen imkân ve nimetlerin Allah’ın mülkü olduğunu, bir amaca ve şarta bağlı olarak kendisine emanet edildiğini, bunlar üzerinde sahibinin irade ve rızâsına uygun bir şekilde tasarruf etmekle (hilâfet) yükümlü bulunduğunu bilecek ve bu şuur içinde davranacaktır."

Hata 1

Muazzez İlmiye Çığ'ın; Kuran, İncil ve Tevrat'ın Sümer'deki Kökeni adlı Kaynak Yayınları'ndan çıkmış kitabının 19. sayfasında aynen şu satırlar yer almaktadır:

"... Tevrat'ta da birçok kez Yahve'nin (Yehova) insanlara kızarak onlara yok edici felaketler verdiği, seçtiği komşu milletleri İsrail'in üzerine saldırttığı bildirilmektedir.
Aynı olayı Kur'an'da da görüyoruz. Birçok sureler içindeki ayetlerde Allah'ın çeşitli milletleri nasıl yok ettiği yazılıyor. Bunlardan bazıları:



Hacc Suresi, ayet 44:

'Ey Muhammed! Seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nuh milleti, Âd milleti, Semûd, İbrahim milleti, Lut milleti ve Medye halkı da peygamberlerini yalancı saymış, Musa da yalanlamıştı. Ama ben, kafirlere önce mehil verdim, sonra onları yakalayıverdim, beni tanımamak nasılmış görsünler!"

İtiraz 1- Bazı Kur'an meallerinde ayetlerin başında, ayetin muhatabını okuyuculara açıklamak ve yanlış anlamaya mahal vermemek için "Ey Muhammed" nidâsını (seslenişini) koyan meâller bulunmaktadır, burada bir sorun yok.

Ancak bu ibarenin muhakkak ama muhakkak parantez içine alınması gerekmektedir. Çünkü sözgelimi burada zikrettiğimiz Hacc suresinin 44. ayetinde asla ama asla Ey Muhammed ve/veya Muhammed sözleri yer almamaktadır. Dolayısıyla parantez içine dahi almadan metinde bu kısımları vermek en hafifinden gayr-ı ciddiliktir. Muazzez Hanım'ın alıntıladığı meal'de böyle bir durumun sözkonusu olduğunu hiç sanmıyorum ama öyle olsa bile, yine de sadece tek bir meal'den faydalanıp, bir ikinci kaynaktan bakmaması (ki baksa parantezi muhakkak görürdü), ciddi bir kitap yazma iddiasında olan bir araştırmacıya hiç yakışmamaktadır.

İtiraz 2- Alıntıda ufak gibi görünen fakat ayetin manasını tamamen bozacağı için affedilemez bir hata/yanlışlık da gözlerden kaçmış! Yukarıda ayetin içerisinde yer alan kırmızı ile belirtilmiş ikinci kelimeye bakarsanız hemen farkedeceksinizdir.
Bu hata belki bizzat Muazzez Hanım'a ait olmayabilir, ancak elimde mevcut bulunan kitap itibariyle 36. baskısını (!) yapmış bir çalışmanın ne kadar aceleye getirilip, ciddiyetten uzak yazıldığının ilk fakat (mâlesef son olmayan) diğer onlarca hatalarından sadece birisi.
Sanki Musa (as) Allah'ın peygamberini veya kendi kendisini yalanlamış gibi sunulmuş. Burada kırmızı ile işaretli olan "yalanlamıştı" kısmı "yalanlanmıştı" olması gerekiyor.

Bu sayfanın amacı nedir?


Günümüzde piyasada Türkçe ve/ya yabancı dillerde, semavi dinlerin kökeninin Sümerler'e dayandığına dair onlarca çalışma, kitap ve araştırma bulmak mümkündür.

Benzer bir çalışmayı da memleketimizin meşhur Sümerolog'u Muazzez İlmiye Çığ, belki de bu alanda ilk kez Türkçe bir kitap basılmasını sağlayarak kendisi gerçekleştirmiş durumda. 1936 yılında, yeni açılan Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'ne giren Muazzez İlmiye Çığ, 1940 yılında bu üniversitenin Sümeroloji, Hititoloji ve Arekoloji bölümlerinde eğitimini tamamlamış. Akabinde de İstanbul Arkeoloji Müzesi'ne Çiviyazıları Uzmanı olarak atanmış. Bu süreçte, yaklaşık olarak 33 yıl boyunca, 74 bin adet tarihi eser üzerinde de araştırma ve çalışma yapmış.

Cumhriyet'in ilk yıllarında memleketimizin böylesi bir geçmişe ve mesleki hayata sahip hanımefendiyi yetiştirmesi gerçekten de sevindirici birşey. Birçokları için de zaten Muazzez İlmiye Çığ hanımefendi tam bir "cumhuriyet kadını" olarak tanımlanmakta ve kendisinden övgü ile bahsedilmekte.

Ancak, hanımefendinin Kaynak Yayınları'ndan yayınlanan Kur'an, İncil ve Tevrat'ın Sumer'deki Kökeni (36. basım, 2013, İstanbul) adlı kitabını okuduğumda büyük bir hayal kırıklığına uğradım. Zira böylesi övgü ve takdir ile anılan bir şahsın, meraklıları tarafından böylesi meşhur olmuş kitabının, akademik olmaktan uzak kişisel görüş ve yanılgılardan oluşan yargılarla dolu olduğunu henüz ilk sayfalarda bâriz şekilde gördüm.

Ancak bu blogu (sayfayı) oluşturmamdaki nedenleri açıkça belirtmekte fayda görüyorum, zira yanlış anlamaya müsait olduğu kanısındayım. Bu sitenin amacının ne olduğunu ve ne olmadığını şu maddelerle kısaca özetleyebiliriz:

  • Bu site Kuran'ın, İncil'in veya Tevrat'ın Sumer'de kökeni yoktur iddiasında değildir ve bu iddiayı çürütmeye çalışmamaktadır. Zira bu tamamen farklı bir konudur ve üzerinde çok ciddi, akademik ve kapsamlı çalışmayı gerektirmektedir.
  • Bu sitenin amacı, Türkiye'de ilgili alanda çok az referans ve kaynak olduğu için alanında biricik ve muteber kabul edilen bir kitabın, yöntemi itibariyle aslında yanılgı ve eksikliklerle dolu olduğunu göstermek içindir. Bu da doğal olarak kitabın tezinin güvenirliğine zarar vermektedir.
  • Bu sitenin amacı, ilgili kitapta yer alan (ve tespit edebildiğim kadarı ile) Kuran konusundaki eskiklik, yanlış anlama ve yanılgıları ortaya çıkarmak içindir. Belki aynı türden yanılgı, eksik bilgi ve yargı kitapta İncil ve Tevrat için de sözkonusu olabilir ancak bu sitede bu konu incelenmemiştir.
Şimdi gelelim yukarıda bahsedilen yanılgı, hata ve eksik bilgilerin kabaca ne olduklarına:
  1. Genel Bilgi Eksikliği ve Konuya Hakimiyet: Muazzez Hanım'ın Sumeroloji ve/veya Hititoloji gibi tahsilini yaptığı alanlardaki bilgisi konusunda bizim tarafımızdan herhangi bir iddiada bulunmak mümkün değildir, bunu ancak konunun uzmanı veya konu hakkında bilgi sahibi olanlar yapabilir. Ancak yazarın kitabındaki genel yargılarına bakılacak olursa kendisinin Kuran hakkında çok az, eksik ve kulaktan dolma bilgiye sahip olduğu açık şekilde ortaya çıkmaktadır. Normalde herhangi birisi için bu suç veya hata değilken, eğer bir kişi Kuran (veya başka herhangi bir alanda) kitap yazma ve ciddi ithamlarda bulunma iddiasında ise, evvela ilgili alanı geniş çaplı olarak araştırması, terminolojisini  öğrenmesi ve ancak konuya hakim olduğunda iddiasını ortaya koyması beklenir.
  2. Kaynak ve Referans Eksikliği: Yazar, konularda defeatle bahsedilen ayetleri ya vermemiş, ya yanlış vermiş veya ayeti -hiçbir mevcut mealin veya tefsirin yapmadığı şekilde- yanlış anlamlandırmış.
  3. Konuya Bağlılık ve Konu Bütünlüğü: Kitabın ismi ve konusu Sumer'ın (İncil ve Tevrat ile birlikte) Kuran'a kökenlik ettiği şeklindedir. Yani araştırmanın konusunun Kuran'ı ilgilendiren kısmı ile; sadece Kuran ayetleri, sureleri, ve bunların manası (meal'i) olması beklenmektedir. Ancak yazar tezini destekleyecek ayetlere ve surelere ulaşamadığı zamanlar, Kuran'ı boşverip; müslümanların günlük yaşantılarındaki ve belirli coğrafyalardaki gelenek-göreneklere ve söylemlere veya sahihliği hakkında en kısa bilgi dahi verilmeden hadis'lere başvurmaktadır. Ayrıca sahih olduğu konusunda tüm İslam alimlerinin ittifak ettiği bir hadisi dahi kitabına alsa, Kuran'ın yani ayetlerinin kökenini araştırma iddiasında olan bir kitaba (hadis ve ayetlerın farkının herkesçe aşikar olduğu bir ortamda) hadislerin kaynaklık etmesi ve kanıt olarak ileri sürülmesi açık, net ve kabul edilmesi gereken bir yanlıştır. Zira yazarın kitabının konusu "Müslüman Geleneklerinin ve İnanışlarının Sumer'deki Kökeni" değildir.
İşte bu ve bu şekilde genişletilebilecek maddelerde zikredilen noksanlıkların ve hataların, Kuran ile ilgili olanlarını tespit edebildiğimiz kadarı ile konunun meraklıları ile paylaşmak ve karınca kararınca doğrunun (hakk) anlaşılmasına hizmet etme amacındayız.

Eğer bu kitapta sizin tespit ettiğiniz (Kuran veya İncil-Tevrat ile ilgili olabilir) benzer yanlışlar varsa lütfen yorum aracılığı ile bize bildirin. Zira biz kitabın tüm eksikliklerini tespit etme iddiasında değiliz.

Faydalı olması dileği ile...